CEO, yazılımcı, sekreter ve çaycı…

Girişimciler kuracakları bir girişimi nasıl büyüteceklerini, hangi adımları nasıl ve ne sıklıkla atmaları gerektiğini çok çeşitli mecralardan rahatlıkla okur oldular. Özellikle ülkemizde son birkaç yılda hızla gelişen girişimcilik ekosistemi sayesinde, girişimcilik  konulu birçok etkinlik gerçekleştirildi. Bu organizasyonlara ek, girişimcilik  hakkında yazılan blog, kitap ve makaleleri saymıyorum bile. Yapılan toplantılarda birçok başarılı girişimciden öğütler dinledik. Öğrenilmiş ve denenmiş yöntemlerden ders çıkarmaya çalıştık. Kimi zaman en başarılı (mesela ben :)) ve en başarısız (mesela yine ben :)) örnekleri birebir kendimiz  deneyimledik.

Her ne kadar yolun henüz başında olan bir girişimci olsam da, bende kendi başımdan geçen, canım acıyarak öğrendiğim (hatta hala öğrenemediğim :))ve çevremde gözlemlediğim bazı noktaları faydalı olacağını düşündüğüm için paylaşmak istedim. Hepsini çok uzun bir yazıya döküp sıkıcı bir halde anlatmak yerine farklı başlıklar altında biraz daha eğlenceli şekilde yazmaya çalıştım.

1) Yolun başında siz girişiminiz, girişimizinde sizsiniz!

Büyük şirketler, hiç bir kurumsal organizasyonun kişilere bağımlı olmadan hareket edebilmesinden bahseder. Evet bu büyük şirketlerin olmazsa olmaz kurallarından biridir. Ancak bu kural henüz kurulmuş bir girişim için pekte geçerli değildir. Siz bir girişimci olarak aslında kendi girişiminiz için HERŞEY’i ifade edersiniz. Yeri geldiğinde CEO, sekreter, muhasebeci, yazılımcı, çaycı hatta temizlikçi olmalısınız. Girişiminizin ihtiyaçlarını en önce siz karşılamalısınız ve herşeyden önemlisi bunları sadece kaynak sıkıntısı çektiğiniz için değil seve seve yapabilmelisiniz.

2) SWOT analizini önce kendinize sonra girişiminize yapın!

Biz girişimciler kağıt üstünde ki afilli analizleri çok severiz. Rengarenk tablolar, 4P’ler, harika market dataları, excel tabloları ve favorimiz olan SWOT analizi. Tüm bu analizleri tabi ki zamanla yapmamız gerekecek. Halbu ki girişime muhteşem analizlerden değil kendimizi analiz ederek başlamalıyız. Bir üstte bahsettiğim gibi aslında en başta girişimimiz biziz o yüzden bu girişimin en büyük kaynağı da biz olmalıyız. Bu sebeple önce kendimizi en iyi şekilde analiz edip artılarımızı ve eksilerimizi belirleyip, hangi yönlerde eksiklerimiz olduğunu belirleyip bu eksikleri nasıl kapatacağımızın bir yolunu bulmalıyız. Kendi girişimimize kişisel olarak yapacağımız en büyük yatırım ilk etapta bu olucaktır. Kaldı ki belki de bu analiz sonucunda o girişim için doğru kişi olmadığımızı bile farkedebiliriz.

3) Unutmayın girişiminizde olan herşeyden girişimci olarak SİZ sorumlusunuz!

Çalışmayan bir bilgisayardan, ofisinizin ısısından, çalışma arkadaşlarınızın sağlık sorunlarından, girişiminize aldığınız bir ürünün faturasını kaybeden kapıcıdan, takıma yeni katılan kişilerin adaptasyonundan hatta iki haftadır dolapta duran meyvelerden bile girişimci olarak siz sorumlusunuz. Bahane bulmak, başkalarını suçlamak yada en kötüsü ‘Ben onu yapması için birine söylemiştim’ demek malesef bir çözüm değildir. Zamanla işlerin çoğalması neticesinde tabi ki bazı işleri delege edeceksiniz. Ancak delege ettiğiniz işlerin de takibini yapmak sizin sorumluluğunuz.

Girişimcilik çok ama çok zevkli ama bir o kadar da yorucu bir meslek. Kendinizi bu harika yolculuğa ne kadar hazır hissederseniz hissedin yolda yorulucak üzülecek yada bazen sıkılacaksınız. Bu sebeple severek yapacağınız, kendinizi iyi analiz etmiş ve sorumlulukların farkında olarak, artıları ve eksilerini düşünerek yola çıkmak sanırım girişimciler için en iyi başlangıç olacaktır.